SADECE GALATASARAY DEĞİL, TÜRK BASKETBOLU DA KAZANDI...

Basketbolda Galatasaray sınırlı kadrosuna rağmen Fenerbahçe'yi yendi. Takımdan ayrılan yıldız oyuncular, sakatlar ve cezalı coach Galatasaray için büyük dezavantaj olarak lanse ediliyordu. Basında felaket senaryoları çiziliyordu, hatta fark 30 sayı mı olur, 40 sayı mı olur yorumları yapanlar vardı. Öyle ya Fenerbahçe'nin kadro derinliği kimsede yok, Coach Obradaviç tartışmasız Avrupa'nın gelmiş geçmiş en başarılı çalıştırıcılarından birisi, takım Avrupa Ligi'nde almış başını gidiyor, geleni deviriyor, gideni deviriyor, kimse yan bakamıyor... Galatasaray'ın ise tek avantajı kendi sahasında oynamaktı. Tüm bu veriler kağıt üzerinde Fenerbahçe'nin 20 sayı öne fırlaması için zemin hazırlıyordu...

Ama maalesef diğer spor braşlarında olduğu gibi basketbol da kağıt üzerinde değil sahada oynanıyordu. Bu maçta sahada "Aslan" yoktu, "Yaralı Aslan" vardı, bir de "Aslan Yürekli Bir Adam"... Maçı gurur meselesi yapmış vakur bir atlet çıktı sahaya. Ayak bileği ağrısı nedir bilenler anlar ancak O’nun halinden... Ayak yana esnemesin diye alçı gibi flaster bandaj yapılır bileğe. Her kalp atışının basıncını ayak bileğindeki zonklamadan sayarsın. Sanki kalbin ayak bileğine taşınmıştır. Performans arttıkça nabız yükselir, kalbin dakikada 120 atmaya başlar, ayak bileğinde dakikada 120 farklı acı hissedersin. Sinan Güler hayat amacını gerçekleştirdi. Hiç umurunda olmadı ayağındaki ağrılar, O hayatını yaşamak istedi. Gerçek bir atlet gibi sahaya çıkıp bu maçı yaşamak istedi. Gücünün, terinin son damlasına kadar mücadele etmek istedi. Çünkü bu gerçek bir atletin hayatta mutlu olma yoludur. Her an hafızanıza kazınır, aynı adrenalini ömür boyu hissedersiniz, maçın o anını hatırladığınız zaman oturduğunuz yerde nabzınız yükselir, vücut beyine ayak uydurur ve o maç anında verdiği reaksiyonları hatırlar. Hormonlarınız aynı o andaki gibi salgılanır, vücudunuz maçın o anındaki halini alır. Aynı çocukluğunuzda yediğiniz bir tokadın acısını yıllar sonra hissetmek gibidir gerçek atletlerin kariyer hafızaları. Sinan Güler sahaya çıktı ve yapması gerekeni yaptı, aksi olsaydı Tanrı'nın kendisine verdiği yeteneklere ihanet etmiş olurdu. Bir profesyonel gibi işinin başındaydı, bir amatör gibi yüreğini sahaya koymuştu.

Her zaman söylerim yabancı oyunculardan tam performans almak için ekstra motivasyon gerekir. Kendi memleketini bırakıp ekmek parası kazanmak için buralara gelen genç adamların ilk düşünceleri sakatlanmamaktır. Çoğunlukla ürkek ve çekingen davranırlar, düz oynarlar, etliye sütlüye karışmadan maçı bitirmeye çalışırlar. Ama aslında hepsinin amatör bir ruhu vardır ve hepsi çocukluklarında gerçek bir spor terbiyesi almışlardır. İyi yabancı oyuncular tetik mekanizması eksik bomba gibidirler. Sahaya bir yerli oyuncu çıkar ve kendisini yerden yere atmaya başlar, takımın tetik mekanizması olur, içlerindeki kazanma kodları silinmemiş tüm gerçek atletler bundan etkilenirler. Beyin risk hesabı yapmayı bırakır ve vücuda ölümüne savaşmasını emreder. İşte takım ruhunun uyanması denilen şey budur. Sinan Güler tetik oldu Galatasaray'ın basketbol kültürü ve amatör ruh ile büyümüş Sırp oyuncuları da bomba...

BU MAÇ TÜRK SPOR TARİHİNE YAZILDI VE BU MAÇ TÜRK SPOR YÖNETİCİLERİNE DERS NİTELİĞİNDEDİR...

Evet, Galatasaray basketbol takımı önemli bir maç kazandı, hem play-off yolunda ilerledi, hem de futbolda kaybedilen maçın yaralarını sardı. Ama daha önemlisi ciddi seyirci desteğini de arkasına alıp Galatasaray ailesine moral verdi. Şimdi asıl soru bu böyle devam eder mi yoksa tek atımlık barut vardı o da ezeli rakibe mi sıkıldı? Bu sorunun cevabı Galatasaray yönetiminde saklı. Eğer altyapıya önem verip her sezon sahaya yeni bir Sinan Güler sürebilirseniz ne ala, yok süremezseniz fellik fellik para aramaya devam... İsterseniz bütçeniz 50 milyon avro olsun taşıma suyla değirmen dönmez. Kendi oyuncusunu yetiştirmeyen takımın ruhu olmaz, ruhu olmayan takım da dünyaları satın alsa şampiyon olamaz... Bu iş parayla değil yürekle yapılır.

Coach Ergin Ataman ilk günden kafayı Obradoviç'e takmıştı "büyütmeyin bu adamı bu kadar gözünüzde" diyordu. Obradoviç'in kariyerini eleştirmek bizim haddimize değil, zaten Ergin hocanın amacı da Obradoviç'in başarılarını inkar etmek değildi. O sadece karşısında ölümsüz/yenilmez bir dev olmadığını ifade diyordu. Kendisine güveniyordu ve en az Obradoviç kadar iyi olduğunu hissediyordu. Yanılmadı da, tribünde olmasına rağmen Obradoviç'i uzaktan kumandayla yendi. Tabi sahada takımı yöneten yardımcısı Yağızer Uluğ kardeşimizin de hakkını teslim etmek lazım...

Sonuç olarak bu maçtan dersimizi alırsak Türk Sporu kazançlı çıkar. Yerli oyuncu olmadan başarı hayaldir ve yerli çalıştırıcılar da en az yabancılar kadar yeteneklidir. Değerlerimize sahip çıkalım. En ufak bir hatalarında onları eleştirmek, yerden yere vurmak veya başarılarında bu ve buna benzer yazılar yazıp methiyeler düzmek çok kolay, önemli olan zor günlerinde onların arkasında durabilmek ve sırtlarını sıvazlayıp motive etmektir.

Cihat LEVENT